Cibali Masöz
Cibali Masöz
Efsanesi de şöyledir: Dağda avlanırken Teuthrasın karşısına bir yaban domuzu çıkmış, kendisini öldürmeme si için insan sesiyle yalvarmış, vurulduktan sonra da Artemis Orthosia tapınağına sığın mış. Gelince, “içinde devindiğimiz, dönenip durduğumuz ilkel boyutlu bu düz - tarih anlayışımız böyle sürüp gidecek midir?” demekten de kendimi alamıyorum. Bizim dünyamızdaki bütün coğrafyalarda; ister dikey, ister çapraz, ister verev ve isterse bambaşka bir düzlemde olsun ve ‘Tarih’ hangi anlamda ele alınırsa alınsın, tarihsiz bir insan ve toplum ilişkileri olgusu olabilir mi? Ve ‘zaman içinde’ ne kadar geriye gidilirse gidilsin ne zaman ‘iktisat’, ‘üretim biçimi’; küçük harfler, büyük harfler; elif, lâm, mim olmamıştır ki? [Türkiye’ye geliyorum. (Bu vargı acaba, Freud’un “Düşlerin tarihi yoktur” varsayımıyla örtüşür mü?) [Ben ‘ideoloji’ye, belirli bir amaçla ve zaman zaman ‘işletilen yürürlük’de diyorum; dilerim ki ‘ideoloji’ yerine kullandığım bu terim yalabıklaştırılmasın!] şimdi Althusser’in kim bilir nelerden ve nasıl gelmiş bu vargısını kurşun rengi - kurşun rengi düşünürüm. Divanlar’da, Meclis’lerde, Kurul’larda, Mahkemeler’de bir Kafes ha? Yönetim de Harem! (Ya da daha doğrusu ‘dışardan’ Selamlık!) 1980’de Althusser, ‘düşünce’yi ve ‘düşüncesi’ni trajik bir biçimde noktalamadan önce, ilginç bir saptamayla “ideolojilerin ‘kendiliğinden’ tarihi yoktur” diyordu. Avlanmaya çok düşkündür! Evet biliyorum; içinde bulunduğumuz böylesi ve bu ‘topluluk’da bin yıldır hemen her konuda ve her zaman ve hiçbir şeye özen ve dikkat gösterilmezdir ama yine de bizim kulağımıza sıcak kurşun küpe olsun! diyelim. Çevresindeki Bostancılar’a, gerektiğinde insanı ipek iple boğma görevini de kolaylıkla görebilecek Gardiyanlar’a sorduğu ilk soru “Ava çıkabilecek miyim?” olmuştur.
from ümraniye escort
Efsanesi de şöyledir: Dağda avlanırken Teuthrasın karşısına bir yaban domuzu çıkmış, kendisini öldürmeme si için insan sesiyle yalvarmış, vurulduktan sonra da Artemis Orthosia tapınağına sığın mış. Gelince, “içinde devindiğimiz, dönenip durduğumuz ilkel boyutlu bu düz - tarih anlayışımız böyle sürüp gidecek midir?” demekten de kendimi alamıyorum. Bizim dünyamızdaki bütün coğrafyalarda; ister dikey, ister çapraz, ister verev ve isterse bambaşka bir düzlemde olsun ve ‘Tarih’ hangi anlamda ele alınırsa alınsın, tarihsiz bir insan ve toplum ilişkileri olgusu olabilir mi? Ve ‘zaman içinde’ ne kadar geriye gidilirse gidilsin ne zaman ‘iktisat’, ‘üretim biçimi’; küçük harfler, büyük harfler; elif, lâm, mim olmamıştır ki? [Türkiye’ye geliyorum. (Bu vargı acaba, Freud’un “Düşlerin tarihi yoktur” varsayımıyla örtüşür mü?) [Ben ‘ideoloji’ye, belirli bir amaçla ve zaman zaman ‘işletilen yürürlük’de diyorum; dilerim ki ‘ideoloji’ yerine kullandığım bu terim yalabıklaştırılmasın!] şimdi Althusser’in kim bilir nelerden ve nasıl gelmiş bu vargısını kurşun rengi - kurşun rengi düşünürüm. Divanlar’da, Meclis’lerde, Kurul’larda, Mahkemeler’de bir Kafes ha? Yönetim de Harem! (Ya da daha doğrusu ‘dışardan’ Selamlık!) 1980’de Althusser, ‘düşünce’yi ve ‘düşüncesi’ni trajik bir biçimde noktalamadan önce, ilginç bir saptamayla “ideolojilerin ‘kendiliğinden’ tarihi yoktur” diyordu. Avlanmaya çok düşkündür! Evet biliyorum; içinde bulunduğumuz böylesi ve bu ‘topluluk’da bin yıldır hemen her konuda ve her zaman ve hiçbir şeye özen ve dikkat gösterilmezdir ama yine de bizim kulağımıza sıcak kurşun küpe olsun! diyelim. Çevresindeki Bostancılar’a, gerektiğinde insanı ipek iple boğma görevini de kolaylıkla görebilecek Gardiyanlar’a sorduğu ilk soru “Ava çıkabilecek miyim?” olmuştur.
from ümraniye escort
Yorumlar
Yorum Gönder